Güçlü ve ayakta kalan kurumlar bilgiyi iyi organize eden ve yöneten organizasyonlardır. İngiliz filozof francis bacon‘in meşhur sözü ve george orwell‘ın 1984 isimli romanında savunduğu fikrin ana temasını oluşturan kavram “BİLGİ” dir.

Türk Dünyasi Arastirmalari Dergisi. no. 63 (XII 1989): 177-183.

ARSIVLER YOLUYLA KÜLTÜR TURIZMI

Bekir Kemal Ataman[*]

Kültür, en az görülmeye gezilmeye deger yerler kadar önemli bir turistik degerdir. Örnek olarak Ingiltere ele alinacak olursa, 6.228 milyar poundluk turizm gelirlerinin önemli bir bölümünün kütür turizminden elde edildigi görülür.[1] Hiç süphesiz bunda, Ingiltere’deki imkanlardan faydalanmak üzere gelen arastirmacilarin da katkisi büyüktür. Salt British Library ya da Public Records Office’deki kitap ve arsiv malzemesinden faydalanarak arastirma yapmak üzere gelenlerin biraktiklari paralar dahi hatiri sayilir meblaglara ulasiyor olsa gerektir. Sehir merkezinden oldukça uzak olmasina karsi Public Records Office’in Kew Gardens’daki binasinin civar semtleri küçük otel ve pansiyon isletmeleriyle doludur. Chancery Lane’deki arsiv malzemesini, British Library’deki kitaplari ve yine British Library’ye bagli India Office arsivlerini kullanan arastirmacilarin katkilarini kestirmek, bu binalarin her tarafi otellerle dolu olan merkezi Londra’da bulunmalari sebebiyle biraz zor da olsa, buralara gelen yabanci arastirmaci sayisi bu konuda bir fikir verebilir. Public Records Office’in yillik kullanici sayisi 1981’de 99.000’den 1984’te 106.000’e, 1987’da ise 123.400’e çikarken, British Library’yi kullanan okuyucu sayisinin 1985-86 döneminde 216.316 oldugu ögrenilmistir. British Library’de okuyucularin tabiyetine göre bir istatistik tutulmamakla birlikte, Public Records Office’in %20 ile %24 arasinda degisen yabanci kullanici oraninin British Library için de geçerli olacagi varsayilabilir.[2] Bunlara zengin üniversite kütüphanelerini ve uzmanlik kütüphanelerini kullanan arastirmacilari da eklemek gerekecektir.

Bunlarin “sirt çantasiyla gelen parasiz turistler” degil, çogu yüksek arastirma bursu vb. maddi imkanlarla desteklenen “zengin” arastirmacilar oldugu da göz önünde bulundurulmalidir. Ayrica gelen arastirmacinin harcamalarinin yemek, konaklama ve ulasimla sinirli olamadigi unutulmamalidir. Dolayisiyla, bir ülkeye kültür turizmi amaciyla gelenlerin, turizmin diger dallarinda oldugu gibi otelcilik, yiyecek, ulasim, eglence ve turistik esya sektörlerinin hepsine birden katkida bulunacagi söylenebilir.

Su halde, Türkiye’de de kültür turizmine yönelinerek büyük gelirler elde edilebilecegi açiktir. Bu iste basi çekebilecek en önemli unsur arsivlerimizdir. Osmanli Imparatorlugunun, hükümranligi boyunca bugünün 27 ülkesini hakimiyeti altinda bulundurmus olmasinin ötesinde, yeryüzünün en önemli politik güçlerinden birisi olmasi sebebiyle, dünyanin hemen her yerine dagilmis bir çok ülkeyle diplomatik, ticari ve kültürel iliskilere girmis olmasi, arsivlerimize dünya tarihi açisindan çok özel bir önem yüklemektedir.[3]

Bugün, dünyanin geri kalmis hemen hiç bir ülkesinde arsiv malzemesi denilebilecek pek bir sey yoktur. Gelismis ülkelerin dahi arsivlerinde son iki yüzyilin gerisine gidildiginde pek büyük bir zenginlikle karsilasilmaz. Oysa Osmanli arsivleri için böyle bir durum söz konusu degildir. Dünyanin her yerinde nüfusun ve bürokrasinin gelismesine paralel olarak yaratilan evrak sayisinda son iki yüzyil içinde bir patlama görülmesi dogrultusundaki egilim Osmanli Imparatorlugu içinde de etkisini göstermisse de, bugün Basbakanlik Devlet Arsivlerinde ve muhtelif baska depolarda bulunan yaklasik 150 milyon belgelik arsivin zenginligi ve Cumhuriyetin ilk yillarina kadar bozulmaksizin gelebilmis olmasi bütün dünyada hayret ve hayranlik uyandirmistir. Cumhuriyetin ilk yillarinin ardindan uzunca bir süre ihmal edilerek kendi kaderine terkedilmisse de 1980 sonrasinda yeniden ihya edilmek üzere yeni imkanlarla donatilan arsivlerimiz, bu zenginligiyle hakimiyeti altinda bulunan 27 ülkenin dikkatlerini üzerinde toplamaktadir.

Arsiv Politikasi

Dolayisiyla arsivlerimiz, etkili bir arsiv politikasi güdülmesiyle dünyanin her yerinden çok sayida arastirmaciyi Türkiye’ye çekerek kültür turizminin gelismesine büyük katkilarda bulunabilecek niteliklere sahiptir. Bugün böyle bir arsiv politikasi dogrultusunda ilk adimlar atilmis olmakla beraber henüz isin basinda oldugumuz söylenebilir. Yapilmasi gerekenlerin basinda arsivlerin yeterli maddi imkanlarla donatilmasinin geldigi açiktir. Arsivlere, Tanitma Fonunudan önemli bir pay ayrilarak bu dogrultuda önemli gelismeler kaydedilmistir. Ancak saglanan maddi imkanlarin bir fona baglandigi durumlarda enflasyona karsi korunmali bir kaynak elde edilmis olmakla beraber, bu fonun tükendigi durumlarda girisilen yeniliklerin ve yapilan yatirimlarin yarida kalmasi tehlikesiyle karsi karsiya kalinabilir.

Arsivlerin yaygin kullanimini saglamak dogrultusunda basi çeken önemli konulardan biri de izin meselesidir. Halen yürülükte olan uygulama geregince arsivlerde arastirma yapabilmek için Basbakanliktan izin almak gerekmektedir. Bugün arsivlerimizden yararlanarak yapilan arastirmalarin Bati ülkelerine kiyasla düsük olmasinin ardinda, izin alma mecburiyetinin arastirmacilar üzerindeki caydirici etkisinin büyük rolü oldugunu söylemek yanlis olmaz kanisindayiz. Ingiliz Milli Arsivlerine yilda yaklasik 11.000 yeni arastirmacinin müracaat etmesinin[4] ardinda da böylesi bir caydiricilik yerine, arastirmacilarin arsiv kullanmaya tesvik edilmesini ön gören bir politika izlenmesinin yattigi öne sürülebilir. Dolayisiyla, bizim de kültür turizmimizi gelistirme dogrultusunda atacagimiz en önemli adimlarin basinda izin mecburiyetini kaldirarak arsivlerimizi arastirmaya açmak gelecetir. Hiç süphesiz bu, devlet güvenligini ilgilendiren ve gizliligini korumasi gereken fonlari içermeyecektir. Yeryüzünün hiç bir yerinde bu tür malzemenin arastirmaya açilmasi söz konusu olmadigi gibi bizim arsivlerimizde de böyle bir uygulamaya gidilmesi düsünülemez, Ancak, çok küçük bir miktar tutan bu tür gizli evrak disindaki arsiv malzemesinden tasnifi bitenlerin arastirmaya açilmasi bizde de belirli bir tesvik görerek yerli ve yabanci arastirmacilari arsive çekebilir. 4 Nisan 1988 tarihli Resmi Gazete‘de yayinlanan “Muhafazasina Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkinda Kanun Hükmünde Kararname”ye bagli olarak 16 Mayis 1988 tarihli Resmi Gazete‘de yayinlanan “Devlet Arsiv Hizmetleri Hakkinda Yönetmelik”in 10. maddesi bu konudaki yetkiyi Bakanlar Kuruluna vermektedir. Dilegimiz Bakanlar Kurulunun bir an önce bu izin meselesine bir çözüm getirmesidir.

Arastirmacilarin tesvik edilmesi dogrultusunda arastirma serbestiyeti kadar önem tasiyan bir baska konu da arsivlerin ve arsivde mevcut malzemenin yayin ve baska yollarla tanitilmasidir. Bu iste basi çekecek kurulus hiç süphesiz bizzat arsivlerin kendisidir. Yeryüzünün bir çok yerinde devlet arsivleri gerek kapsadiklari malzemeler, gerekse bu malzemelerin yaratildiklari devlet dairelerinin idari yapisi hakkinda yayinlar yaparak hem faaliyetlerini ve zenginliklerini tanitmak, hem de arastirmacilarin bu arsiv fonlarindan etkin ve verimli bir sekilde faydalanmalarini saglamaya yardimci olmak suretiyle, arsiv belgesi kullanan arastirmacilari tesvik etmektedirler. Bu yayinlara, çok ragbet gören fonlarin basilarak yaygin kullanima sokulmasi da eklenince arsivlerin potansiyel degerlerinin reel degerlere dönüstürülmesi dogrultusunda önemli adimlar atilmis olmaktadir. Bizde de bu konudaki çalismalara baslanmis olmakla beraber, üniversiteler disindaki resmi kuruluslarin yayin yapabilmek için bir üst kuruluslardan izin alma mecburiyetinde olmalari yüzünden bu faaliyetin ne kadar tesirli olabilecegini kestirmek güçtür. Arsivcilerin görevleri geregi fiilen arastirma yapan kisiler oldugu göz önüne alinarak, bunlara akademik veya yari akademik bir statü verilmesi suretiyle yayin alaninda belirli bir serbestiyet kazandirilmasi düsünülebilir.

Bu meseleler çözüldügü takdirde orta vadede baska problemlerle karsilasilacaktir. Bunlarin basinda arsiv malzemesinin kullanilir durumda bulundurulabilmesi gelmektedir. Bugün Osmanli arsivleri dünyanin ileri gelen ülkeleriyle boy ölçüsebilecek zenginlige sahipse de her an yok olma tehlikesiyle karsi karsiyadir. Basbakanlik Devlet Arsivleri Genel Müdürlügü Osmanli Arsivi Daire Baskanligi bünyesinde bir restorasyon atölyesi kurulmak üzere çalismalara baslanmistir. Ancak, tam tesekküllü bir atölyenin varligi durumunda dahi, bu atölyeyi çalisir kilacak uzman personelimizin bulunmamasi meseleyi tikanma noktasina getirmektedir. Bildigimiz kadariyla halen verimli sekilde çalisan tek restorasyon atölyesi Süleymaniye Kütüphanesi’dir. O da ülkemizin tek uzman restoratörünün ve onun yetistirdigi asistanlarin gayretleriyle çok sinirli imkanlar çerçevesinde ve yalnizca kütüphanelerde mevcut yazma kitaplara hizmet verebilmektedir. Su halde acilen çok sayida restoratör yetistirilmesine ihtiyaç vardir. Türkiye’de bu konuda egitim veren her hangi bir kurulus da bulunmadigindan, bu elemanlar yurt disinda egitim yapmak durumundadir. Dilegimiz, Milli Egitim Bakanligi ile egitim bursu veren vakiflarin bir an önce bu konuya egilmeleridir.

Orta vadede gündeme gelecek meselelerden bir baskasi da arsivlerin modern enformasyon teknolojisi ürünleriyle donatilarak çagin gerekliliklerine uygun hale getirilmesidir. Devlet Arsivlerinde bu konuda da ön çalismalara baslanmistir.

Son olarak da arsivlerde kullanici hizmetlerinin gelistirilmesi gerektigine isaret ederek, turizmde güler yüzlü, iyi hizmet ne kadar önemliyse kültür turizminde de kullanici hizmetlerinin verimli bir sekilde yürütülmesinin o kadar önemli oldugunu vurguluyalim.

Kültür Politikasi

Bu noktada, kültür turizmine katkida bulunabilecek malzemenin yalnizca Osmanli arsiviyle sinirli olmadigi, devrinin en önemli kültür merkezlerinden birisi olmasi sebebiyle Osmanli Imparatorlugu sinirlari içinde ilmi ve kültürel degeri yüksek çok sayida eser verildigini ve bu eserlerin bugün Türkiye’nin bir çok yerine dagilmis yazma kütüphanelerinde mevcut bulundugunu hatirlatmakta fayda görüyoruz. Ülkeye matbaanin geç bir tarihte girmis olmasi ve bu eserlerin çogunun el yazmasi eserler olmasi da bunlara ayri bir “müze degeri” yüklemektedir. Dolayisiyla, kültür turizmine katkilari açisindan ele alindiginda bunlarin da arsiv belgeleri kadar önemi su götürmez bir gerçek olarak karsimiza çikar.

Bu durumda, yukarida sözünü ettigimiz “etkili arsiv politikasi”ni etkili bir kültür politikasi olarak degistirmek hiç süphesiz daha dogru olacaktir. Yukarida arsiv politikasinin temel unsurlari olarak siraladigimiz meseleler, yazma kütüphaneleri için de ayni ölçüde geçerli oldugundan, Kültür ve Turizm Bakanligi’na bu konuda önemli görevler düstügü kanisindayiz. Dilegimiz Kültür ve Turizm Bakanligi’nin, yazma kütüphanelerine egilmesi ve Basbakanligin izinden giderek arsivlerde baslatilan modernizasyon faaliyetinin bir benzerini yazma kütüphaneleri bazinda gerçeklestirmesidir.

Dilin Katkilari

Yukarida bir ülkeye kültür turizmi amaciyla gelenlerin, turizmin tüm diger alanlarinda oldugu gibi otelcilik, yiyecek, ulasim, eglence ve turistik esya sektörlerinin hepsine birden katkida bulunacagini belirtmistik. Burada dikkati çekmek istedigimiz bir baska nokta, kültür turizminin dogrudan bir parçasi olarak gelisen, ancak turizmin diger dallarinin her hangi bir katkisinin bulunmadigi bir takim sektörlerin varligidir ki, bunlar lisan ögretimi ile basin-yayin sektörleridir.

Kültür dilden bagimsiz düsünülemez. Gelismis ülke kültürünün yayginlasmasi, lisaninin yayginlasmasini ve lisaninin yayginlasmasi da kültürünün yayginlasmasini beraberinde getirecektir. Fransa’nin II. Dünya Savasi’na kadar uluslararasi arenada hakimiyetini sürdürebilmis olmasi, Türkçe’nin de–en azindan çevre ülkeler arasinda–yayginlasabilir bir dil olma ihtimalini akla getirmektedir.

Etkili bir kültür politikasi güdülmesiyle kültür turizminde hatiri sayilir bir canlanma saglanabilecegi gibi, buna bagli olarak lisan ögretimi sektörünün gelismesine de önemli katkilarda bulunulabilir. Çünkü iyi derecede Türkçe ve Osmanlica bilmeksizin Osmanli arsiv belgelerinin ve yazma kitaplarinin okunabilmesi düsünülemez.

Buna bagli olarak Türkçe’nin bir kültür araci olarak yayginlasmasi saglanabildiginde lisan ögretimi sektörünün gelismesi kaçinilmaz olacak ve bugün çogu alakasiz islerde çalismak zorunda kalmalari sebebiyle, kendilerine yapilan egitim yatirimi heba olan dil bilimcilerle tarihçilere zengin bir istihdam alani açilacaktir. Bu suretle hem yapilan yatirimin zayi olmasi önlenecek hem de bu dallarin uzmanlarinin ekonomiye dogrudan katkida bulunmalari saglanabilecektir. Burada söz konusu olan rakamlar küçümsenemeyecek derecede yüksektir.[5] Lisan ögretiminin Ingiltere’nin kültür turizmindeki payina bir gösterge olarak lisan okullarinin sayisindaki artis ele alinabilir.[6] Bunlarin toplam sayisini bilmemekle beraber British Council tarafindan onaylananlarin sayisinin 65’i resmi 209’u özel olmak üzere 274 ülkede yürüttügü lisan ögretimi faalyetini de eklemek gerekecektir.[7]

Dilin yayginlasmasiyla beraber gelisecek sektörler lisan ögretimiyle de sinirli degildir; lisan ögretiminin yani sira, hatta ondan daha çok basin-yayin sektörünün gelismesi söz konusudur. Bugün Ingilizce konusulan dünyada baski ve tiraj sayilarinin yüz binlerle ifade edildigi bir gerçektir. Bu ülkelerdeki okuma aliskanligi bizdekine kiyasla hayli yüksek olmakla birlikte aradaki farkin bir kaç yüz misli olamayacagi ve farkin bu derece yüksek olmasinin basin-yayin ürünleri ihracindan kaynaklandigi açiktir. Ingiltere’de 1985 yilinda basin-yayin sektörüne yapilan 2964 milyon poundluk tüketici harcamalarinin[8] 1044 milyon poundluk bölümünü kitap sektörü almis, bu rakamin 340,9 milyon poundluk bölümü ise kitap ihracindan elde edilmistir.[9]

Etkili kültür politikalarina da bagli olarak Ingiltere’de 1986 yilinda basilan yaklasik 58.000 degisik kitabin 44.000 kadarini yeni kitaplar olustururken, kitap ihracindan elde edilen gelirler 474 milyon pounda çikmis[10], bunlar içinde Ingilizce lisan ögretimi kitaplarinin payi da 885 degisik basliga çikarak[11] bir çok yayincinin listelerinde önemli bir bölüm olusturur hale gelmistir.[12]

Hiç süphesiz basin-yayin sektörünün gelismesine paralel olarak kagitçilik sektöründe de büyük gelismeler kaydedilecektir. Ingiltere’de bu gelisme kagit, matbaa ve yayin sektörlerinde ihracat/üretici satis oraninin 1975’te dokuzdan 1985’te on bire çikmasiyla[13] kendini göstermistir.

Sonuç

Türkiye’de “kültür mirasi” kavrami bugüne dek hep soyut bir biçimde algilanageldiginden ve bunun bir sonucu olarak hükümetler tarafindan belki de lüzumsuz bir masraf kapisi olarak görüldügünden, gerçek degeri anlasilamamistir. Oysa kültür mirasimizin basta gelen unsurlari olan Osmanli arsivleri ve yazma kütüphaneleri, verimli arsiv ve kültür politikalari izlenerek bir kültür turizmi kaynagi olusturabilecek niteliktedirler. Bundan karli çikabilecek sektörler otelcilik, yiyecek, ulasim, eglence ve turistik esya sektörleriyle de sinirli olmayip, lisan ögretimi, basin-yayin ve kagitçilik sektörleri de en az digerleri kadar gelisme potansiyeline sahip olacaktir. Ingiltere’de 1986 yilinda turizmle dolayli veya dolaysiz olarak ilgili sektörlerde 1.300.000 kisinin istihdam edilmis olmasi[14] bu konuda iyi bir gösterge olusturabilir. Dolayisiyla bugün gerek kamu kesiminin, gerekse özel sektörün, kültür turizminin canlandirilmasi için harekete geçmeleri akilci bir politika olacaktir.

[*] Marmara Üniversitesi, Fen-Edebiyet Fakültesi, Arastirma Görevlisi
[1]“CSO Annual Abstract of statics: 1987 Edition,” HMSO, London 1987, s.250. 1985 yili rakamlarina göre toplam 209.904 milyon poundunun yaratici, eglendirici ve egitim faaliyetlerine yapildigi düsünülürse, ayni oranlama yabanci turistlerin yaptigi 6.228 milyon poundluk harcamalara uygulandiginda, kaba bir hesapla yalnizca kütürel faaliyetlerden yaklasik 600 milyon pound turizm geliri elde edildigi görülür. Dikkat edilirse bu rakama yiyecek, konaklama ve ulasim dahil degildir. 1985 yilinda kütürel faaliyetlere yapilan toplam tüketici harcamalarinin 4.396 milyon poundu yaratici ve eglendirici hizmetlere; 2.964 milyon poundu kitap, gazete ve dergilere; 1.611 poundu da egitime yapilmistir.
[2]Rakamlari saglayan British Library Okuyucu Salonu Enformasyon ve Okuyucu Kabul Bölümü Müdürü J.G. Beeven ile Public Records Office Istatistik Bölümünden John Walford’a çok tesekkür ederim.
[3]Arsivlerin ve tarihin yönetim açisindan tasidiklari önemi ve idari fonksiyonlarini tahlil etmeyi, bir baska yaziya birakarak burada isin yalnizca kütürel boyutunu vurgulamakla yetiniyoruz. Ancak simdiden isin bu boyutunu arastirmak isteyenler, gelismis ülkelerde sosyal bilim arastirmalarina nasil olup da bu kadar büyük kaynaklar ayrildigini düsünerek ise baslayabiliriler.
[4]1985 yili rakami. Public Records Office “Information Sheet No: 57,” 1986. s.5
[5] Ingiltere’de 1984-85 ögretim yilinda yüksek ögretim gören toplam 541.000 ögrencinin 56.121’inin yabanci oldugu düsünülürse, ayni oranlama egitime yapilan 1.611 milyon poundluk tüketici harcamalarina uygulandiginda, yabanci ögrencilerin yalnizca egitim için Ingiltere’ye kaba bir hesapla yilda yaklasik 160 milyon pound biraktiklari görülür. Zirve noktasini 80.000 kisiyle 1978-79’da yasayan yüksek ögrenimdeki yabanci ögrenci sayisi muhtemelen Thatcher’in yabancilarin okul ücretlerini arttirma dogrultusundaki politikalarina bagli olarak belirli bir düsüs göstermisse de bu düsüs sonraki yillarda yerini yeniden tirmanisa birakarak 1985-86’da bir önceki yila kiyasla 7.000 kisi artarak 63.000’e ulasmistir. Buna bagli olarak egitime yapilan tüketici harcamalari 1975’te 367 milyon pounddan 1980’de 1135 milyon pounda siçrarken, okul ücretindeki artis sebebiyle yüksek ögrenimdeki ögrenci sayisindaki düsüse ragmen, 1983’te 1.441 milyon pounda yükselmistir. Bunda sayilari giderek artan lisan ögrencilerinin önemli bir payi olsa gerektir. (Rakamlar: “CSO Anual Abstract,” s.94-96 ve s. 250)
[6] Bu artis Ingilizlerin de dikkatini çekmistir. bk.”Britain 1988: an Offical Handbook,” Central Office of Information, 1988, s.180
[7] Rakamlar British Council Istanbul Subesi Egitim Müdiresi tarafindan saglanmistir. Kendisine burada tesekkür etmek isterim.
[8] “CSO Annual Abstract,” s.250.
[9] “Whittaker’s Almanack 1988,” s.1196.
[10] “Britain 1988: an Offical Handbook,” s.411.
[11] “Whittaker’s Almanack 1988,” s.1197.
[12] “Britain 1988: an Offical Handbook,” s.180.
[13] “CSO Annual Abstract,” s.226.
[14] “a.g.e.,” s.270.

Küçük veya Büyük firma olmanız önemli değil… “Bilgi Güçtür”

  • -Bilgi rekabette %100 başarı getirir.

  • -Kurumsal hafızanızı düzenli tutmuyorsanız aynı günü tekrar ediyorsunuzdur.

  • -Karar almada bilginin önemi %90 dır.

  • -Bilgi personellerin kafasında ise o gidince yanlız kalırsınız.

  • -Arşivini kaybeden kurumların %70 bir yıl içerisinde batmışlardır.